Aylık arşivler: Temmuz 2014

Küçük Büyük Şehir: Bratislava

Merhaba arkadaşlar blog yazılarıma Budapeşte seyahatimin devamı olan Slovakyanın başkenti Bratislava  gezisi ile devam ediyorum. Umarım keyif alacağınız bir yazı olmuştur.

Budapeştede son sabahımızdı erkenden kalkıp şehir dışına yürüyecektik malum otostop ile seyahat ediyoruz.

Pest tarafından buda tarafına geçerek şehrin dışına doğru yürüdük, amacımız Zagreb tarafına giderek orada Slovenya, oradan da İtalyaya gitmekti fakat olmadı.

Şehrin dışına doğru yürümeye başladık sabah sıcağı başlamış, sırtımızdaki çantalar bir süre sonra isyan bayrağını çekmemize sebep oluyordu, uzun bir yürüyüşten sonra biraz otostop denedik fakat olmayacağını anlayınca biraz daha yürüyelim istedik. Yürümeye devam ettiğimiz de iki çiftin de viyana tarafına otostop çektiğini gördük uzun tutmayarak selamlaştık ve yolumuza devam ettik. Az ileride devam etmek faydalı olacaktı çünkü onlar bize engel oluyorlardı ya da biz engel olacaktık. 🙂

Artık baya baya şehrin dışına çıkmıştık, market görüp bir şeyler almak gerektiğine karar kıldık. Çünkü daha sabah kahvaltısı yapmamıştık hem de yanımıza ne olur ne olmaz diye bir şeyler alalım dedik.

Sait markete girdi, ben de çantalara göz kulak oluyordum son paramızla bir şeyler alıp geldi biraz oturup dinlendikten sonra yürümeye devam ettik.

Hava iyice sıcak yüzünü bize göstermeye başlamıştı, ama duran bir araç dahi yoktu.. Otobana çıkmıştık artık gözümüzü karartıp otobanda yürüyorduk, Sait önden kaptırmıştı hızlı hızlı yürüyordu aramızda 10-15 metrelik bir mesafe oluşmuş, ben ise sıcaktan yol kenarında üstüne bir şeyler yazarız diye aldığım pis kartonu kafamın üstüne koymuş dalgın dalgın yürüyordum ki, bir transport durdu yanımda bir an heyecanlandım, tepki verememiştim bile.

Sordular nereye gidiyorsunuz diye, – dedim zagrebe gidiyoruz biz, siz nereye diyince Bratislava tarafına gittiklerini söyledikler.

Uzakta olan Saite birkaç kez bağırdıktan sonra anca duyabilmişti beni geldi ne yapalım ne edelim derken bindik.

Kısa bir sohbet ettik arabasına bindiğimiz genç arkadaşlarla. erken kalktığımızdan ve yorgunluktan ötürü uyumuştuk. kısa bir yolculuktan sonra bratislavaya geldik..

Otobanda indiğimizden merkeze gidebilmek için bulunduğumuz köprüden aşağı inmemiz gerekiyordu ki inişimiz pek kolay olmamıştı, çalılıkların, evsiz insanların kaldığı yerlerden geçerek aşağı merkeze giden yola inmiştik.

tuna nehri & bratislava köprüsü

 

Tuna Nehri Ve Bratislava Köprüsü (UFO)

Bratislava  (/ˈbracɪslava/AlmancaPressburg/PreßburgMacarcaPozsony)

Slovakya‘nın başkenti ve en büyük şehiridir.

Avusturya‘nın başkenti Viyana’nın 50 km kadar doğusunda bulunan şehir yaklaşık 450.000 nüfusa sahiptir. Tuna Nehri kıyısında yer alan şehir hem Avusturya’ya hem de Macaristan’a sınırdır. (Dünyada bu şekilde iki devlete sınırı olan sadece iki tane başkent vardır.)

Bratislava, parlamentosu, devlet binaları, üniversiteleri, müzeleri ve tiyatroları ile Slovakya‘nın siyasi ekonomik ve kültürel merkezidir. SlovaklarAlmanlarMacarlarAvusturyalılarÇekler ve Yahudiler şehrin geçmişinde güçlü izler bırakmıştır. Bratislava, bu kozmopolit ruhunu hâlâ muhafaza etmektedir. Şehir çok sayıda festival ve ticari sergiye ev sahipliği yapmaktadır.

En eski Kelt şehirlerinden olan en genç Avrupa başkenti Bratislava; tarihte Roma İmparatorluğu’nun sınırında bulunan, Macar Krallığının önemli merkezi, Orta Çağ’da, Tuna üzerine yapılmış olan son liman şehridir. Aynı zamanda zengin şarap kültürüne sahip tüccarların ve zanaatkârların kenti bugün; Alman, Macar ve Slovakların bir arada harmoni içinde yaşadığı kozmopolit bir şehir olmakla birlikte beklenmedik ekonomik ve kültürel gelişimiyle şaşırtmaktadır.

 

Kısa bir yürüyüşün ardından merkeze gelmiştik küçük bir şehir olduğundan kalmayacak kısa bir süre gezdikten sonra viyanaya devam edecektik.

Yürüdüğümüz nokta Hviezdoslavovo Namestie bir yürüyüş yolu sağlı sollu kafe, bar, iş yerlerinin olduğu bir yer. Sizleri ilginç bir çok heykel karşılıyor bu yürüyüş yolunda şehirin genelinde olduğu gibi.

namestie 2 namestie 1 namestie 3

 Hviezdoslavovo Namestie

 

Yürüyüş yerinin sonunda sizleri güzel mimarisiyle,

Bratislava Ulusal Tiyatrosu(Slovenské Národné Divadlo) karşılıyor.

Eğer klasik müzik hayranı iseniz; Hviezdoslavovo Meydanı’nda bulunan Ulasal Slovakya Tiyatrosu’nda Slovak Filarmoni Orkestrası sürekli olarak performans sergilemektedir. Bu ihtişamlı tiyatro binası, opera ve bale gösterileri izleyebileceğiniz en güzel ve en gözde mekândır. 1884’te ünlü Viyanalı mimarlar Ferdinand Feller ve Hermann Helmer tarafından yapılmış olan görkemli yapı, dünyadaki benzerlerini kıskandıracak nitelikte dünya opera ve balesinin önde gelen büyük isimlerini ağırlamıştır. Örneğin F. Saliapin, P. Mascagni, R. Strauss, G. Filip, M. Freni, P. Capuccili, R. Reznikov, J. Obrazcova., M. Fonteyn,Dansçıları, A. Alonso, V. Vasiliev burada sanatlarını sergilemiş; Peter Dvorsky, Josef Kundlak, Jan Galla, Eva Jenisova, Edita Gruberova and Lucia Poppova gibi isimler ise bu tiyatroda yetişerek dünyaya açılmıştır.

 Bratislava Ulusal Tiyatrosu

Slovakya Ulusal Tiyatrosu

 

Tiyatronun önünde fotoğrafımızı da çektikten sonra devam ederek, Schoener Náci heykelinin olduğu yere geldik bu heykelde diğer ünlü Bratislava heykellerinden birtanesi diyebiliriz.

 

Naci, 20.Yüzyıllar’ın başında Bratislava’da yaşayan ve çok bilinen bir figürdür. Gerçek ismi  Ignác Lamár olan ve aslında çok fakir, sağlık açısından da hasta olan bu adam, herşeye rağmen şık giyinir, kadife şapkasını takar ve caddelere çıkıp halkı; özellikle şehrin güzel hanımefendilerini selamlarmış. Bölge esnafı turistik bir simge haline gelen Ignac’ı çok sever, bu hareketlerinden dolayı ona gıda temin ederlermiş. Aslen bir palyaçonun da oğlu olan Ignac, bugün heykeliyle de olsa hala Bratislava’nın sevilen figürlerinden.

Yolumuza devam ettikten sonra bir diğer ve bir o kadar da ilginç olan Cumil heykeli bu heykel;

Bratislavanın semboli haline gelmiş ‘’cumil heykeli’’nin yapılış amacı 1805 senesindeki istilayı ve bu istila sonrası korzon’un yani eski şehrin yeniden inşasını anlatmaktadır.‘’Cumil’’ 1997 senesinde yapılmıştır.

cumil and Schoener Naci

Schoener Náci ve Cumil (Man At Work)

Yürüyüşümüze Bratislava Şehir Müzesi (Mestske Müzesi) ile devam ettik içeri girmedik fakat mimari bakımından etkileyiciydi.

‘’Arkeolojik ve tarihi eserlerin sergilendiği Şehir Tarihi Müzesi; Macar krallarının taç giyme törenleri, el sanatları tarihi, ortaçağ zindanları ve bunun yanı sıra antik müzik enstrümanları sergilemektedir.’’

Müzesinin önündeki meydanın etrafında oturulacak bank ve mekanların yanı sıra zaman zaman farklı gösterilere ev sahipliği yapıyor ki, bunlardan bir tanesine denk geldik biz de.

Viking döneminden gelmiş gibilerdi, Viking giyinimli orta yaşında üstünde olan bu kişiler kısa süreli de olsa güzel bir konser ile hem oradan geçen hem de kafelerde oturan insanların kulak paslarını silmiş oldular.

Bratislava City Museum

Bratislava Şehir Müzesi 

Slovakya mutfağında “Macar” etkisi görülür.
Ne içmek gerekir derseniz, bu kez “Slovak bira” larının mutlaka tadına bakmanızı öneririm. Bu biralardan en iyilerinden birinin markası “Spis” dir.

Bratislava Street2

Bratislava Eski Şehir

bratislava street

 Bratislava Eski Şehir

Eski şehirin sokakları trafiğe kapalı ve dar sokakları var, gezmek gerçekten eğlenceli oluyor mimariye bakarken ara sokaklardaki tatlı mekanlar ilginizi çekebiliyor, yolumuza devam ederken Micheal Kapısına geldik bu kapının altında

Şehrin 0 noktası olarak kabul edilen yerden, dünyadaki diğer şehirlere olan uzaklıklar yazılmış.

Michael Kapısı

Micheal Kapısı 

 

Micheal kapısına yakın bir bölgede şehrin yüksek tepesinde

’Bratislava Kalesi ( Hlad ) yer alıyor bizim zamanımız olmadığı için çıkamamıştık fakat şehri daha net ve güzel görebileceğiniz bir nokta kesinlikle görülmesi gereken yerlerden.

Eski şehrin üzerinde bulunan tepeye yapılmış kale, Bratislava hakkında yazılı kayıtlarda bulunan ilk yerdir. Bu yazılı kayıt; 907’de yazılmış olan Salzburg anıtlarıdır. Yazıda Bavyeralılar ve Macarlar arasında geçen savaş anlatılmaktadır. Kalenin ilk sahiplerinin Keltler olduğu düşünülmektedir. Keltlerin kaleye verdikleri isim ise Oppidum’dur.

hlad castle

 

Şehir içinde ulaşım ise tramvay, otobüs ile sağlanıyor bunlardan ilginci İngilterede bulunan otobüsler gibi kırmızı ve iki katlı otobüsler ilginizi çekiyor, onun dışında eski ve yeni tramvaylarda yerel halka ve turistlere hizmet veriyor.

Şehir içinde kırmızı, şirin ve 20€ gibi bir ücreti olduğunu öğrendiğim şehir turu yaptıran üstü açık taşıtlar var.

Daha sonra vakit kaybetmeden Viyana geçmek için Bratislava köprüsünden geçerek otostop çekeceğimiz yere doğru yürüdük..

Ve Bratislava’ya Gidecek Olanlar İçin Gezilecek Görülecek Yerler

Gezilecek Yerler: Bratislava Old Town, Büyük Meydan, Aziz Elizabeth (Mavi Kilise), Slavin, Old Town Hall, Devin Kalesi, Cumil, UFO Observation Deck, Danubiana Meulensteen Art Museum, Michael Kapısı, Slovak National Theatre, St. Martin’s Cathedral (Dom svateho Martina), Bratislava City Museum (Mestske Muzeum), New Bridge (Novy Most), St. Michael’s Tower & Street, New Bridge (Novy Most), The new building of the Slovak National Theatre, Botanical Garden, Chatam Sofer Memorial, Primates’ Palace (Primacialny palac), Czechoslovak Fortification Museum, Slovakia’s White House – Grassalkovich Palace, Czechoslovak Fortification Museum, Jesuit Church (Juzuitsky kostol), Footbal Stadium Pasienky, Nedbalka Gallery mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında gelenlerdir.

Bratislava’ya Yakın Havaalanları

Viyana havaalanı (49km), Brno-Turany havaalanı (116km), Zilina D. Hricov havaalanı (156km), Balaton havaalanı (164km), Budapeşte havaalanı (171km)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tuna’nın İncisi: Budapeşte

Merhaba arkadaşlar uzun süredir yazmak istediğim fakat yeni yazma fırsatı bulduğum Sait arkadaşımla otostop yolculuğumuzun 7 gün 4 ülke süren 50 euro harcadığımız güzel anıların olduğu Budapeşte gezimiz ile yazılarıma başlıyorum.

Eğlenceli olduğu kadar yorgunluktan halsiz kaldığımız 7 günlük bir seyahatti, planımıza sıcaklıktan ötürü sadık kalamasakta Prag’a kadar gidebilmiştik.

Seyahatimiz gönüllü olduğumuz Romanyanın ufacık şehri olan Râmnicu Vâlcea’dan başlamıştı. Başlangıç için gideceğimiz ilk şehir Romanyanın Macaristan sınırına yakın olan Arad şehiriydi.

31 temmuz günü yola çıkarak hem arad’ta 1 gece dinlenecek ertesi gün ki uzun Budapeşte yolculuğumuz daha kolay olacaktı.

31.07.2013

Geceden hazırladık çantalarımızı ne var ne yok lazım olabilecek en ufak eşyaya kadar koyduk çantalarımıza çünkü uzun bir yolculuğa çıkıyorduk ama nereden bilebilirdik planlar altüst olup sıcak’ın bu kadar etkili olabileceğini.

Sabah 7:30 gibi kalkarak son hazırlıklardan sonra otostop çekmek için şehirin dışına doğru yol aldık..

Amacımız direk bir Türk tırıyla birlikte Arad’a kadar gidebilmekti ama o saatte çok fazla Türk tırı geçmeyince bir Rumen arabası ile Sibiu’ya kadar gelebildik. Arabadan indik ama bir allahın kulu bizi almıyor otobana çıktık kimse durmuyor tabi otobanda,(Sait ile Doğancan Kim Ki) uzun bir aradan sonra bir Türk tırı durdu sağolsun götürebileceğini söylemişti ki, biz de sıkılmaya başlamıştık beklemekten.

Tıra bindikten sonra fiks muhabbetlerimiz ne yapıyorsunuz, ne ediyorsunuz burada gibi sorularla uzun bir sohbet başlamıştı, kısa bir süre sonra mola vermek isteyen şoförümüz karnımızı doyurabileceğimiz yol kenarında bir lokantaya götürdü bizi. Amcamız sağolsun işkembe çorbası, çay ve baklava ikram etti bize iyi de gelmişti. 🙂 (İşkembe Çay Baklava ilginç gelebilir sorabilirsiniz ne işi var Romanyada. Bulgaristan ve Romanyada bir çok Türk garajı var yol kenarlarında tırlar için, burada Türkiyede ne çeşit yemek varsa hepsinden bulabiliyorsunuz. )

Yemeğimizi yedik, çay içip sohbet ettikten sonra yola çıktık saat 17:30 gibiydi Arad’a gelmiştik. Aradta gönüllü arkadaşlarımızın konakladığı yurda giderek eşyalarımızı bıraktık. Akşamına şansımızadır ki Perudan gönüllü olarak Romanyaya gelen arkadaşın kültür gecesi vardı kendi kültürünü tanıttığı bir akşamdı ona katılalım dedik. Ona katıldıktan sonra yurda geçerek son plan ve sohbetlerimizi yaptıktan sonra uyuduk.

01.08. 2013

Arad Nâdlac Sınır Kapısı: Sabah erkenden kalkmıştık Aradın çıkışına giderek, sınır kasabası olan Nâdlac’a otostop çekmemiz oradan da sınır kapısına yürümemiz gerekecekti. 45 dakika 1 saat civarı sabah sıcağında otostop çektikten sonra bir araç bizi alarak Nâdlac’a bıraktı, o sırada ben araçta güzel bir uyumuştum. 🙂

Araçtan inip 3 KM yürüdükten sonra sınır kapısına gelmiştik ama tedirgindik, vizemizi polonyada almıştık sıkıntı oluşturabilirlerdi.

Sınır kontrol noktasında yayan olduğumuz için nereden geçeceğimizi bilmiyorduk ki gözümüze Türkçe dorse yazıları ilişti, Tır otoparkında Türk birisini bulduk sorduk sağolsun anlattı hemen durumu tam o sırada Rumen polisi gelerek pasaportlarımızı kontrol etti ve araç noktasından geçebilirsiniz dedikten sonra iyi günler diledik ve başladık sınır kapısında yürümeye gidiyoruz ama ne bir polis ne bir kontrol noktası var. Baktık ki ileride az da olsa bir araç kuyruğu var.

Araçların yanından geçtikten sonra, araçları kontrol eden adama pasaportlara uzattık fakat beklemimizi söylemişti 1 dakika sonra bir bayan geldi, adama niyedir ki Türk mü bunlarda dedi anlayamamıştık sanırım bizim gibi deli çoktu. Geçtikten sonra bir mutluluk bir rahatlık farklı bir duyguydu oturduk biraz dinledik keyfini çıkarttık.

Blog yazısı fotoğraf 1 SINIR Romanya-Macaristan Sınır Kapısından

Tekrardan yola koyulmuştuk sınırdan kapısından ayrıldıktan sonra sınır kapısının hemen ilerisinde ki benzinliğin oradan otostop çekmeye başladık kimse durmuyordu Türk tırıda geçmiyordu. Kısa bir süre sonra Macar plakalı bir tır durdu budapeşteye gideceğimizi söyledikten sonra atlayın diyince bindik hemen eğlenceli güler yüzlü birisiydi ama kendi dilinde konuşunca sıkıntı oluyordu, espiriyi kendi yapıp kendi gülebiliyordu. Tırın içine normalde 3 kişi binmesi yasaktır, Sait yatakta oturuyordu polis, eds vs. farkedince adam gülerek otur otur işareti yapıp kendi kendine eğleniyordu. 🙂

Akşamüstü gibi budapeşteye gelmiştik, tırıyla geldiğimiz adam bizi şehirin bir yerine bırakmıştı ama neresiydi hiçbir bilgimiz yoktu. Telefonumuz da sıkıntı olmuştu evinde kalacağımız gönüllü arkadaşları arayamıyorduk. Ne yapalım, ne edelim derken yürüyelim azcık dedik. Bulunduğumuz yer şehirin dışındaydı fabrikalar, depolar vs vardı sürekli büyük araçlar geçiyordu.. Yürümeye karar verdik ve yürüdükten kısa bir süre sonra market, evler vs görünce bir markete daldık soralım dedik gideceğimiz bölgeyi, yeri.

70-80 yaşlarında 2 çiftten erkek olan o tatlı amcamız harika İngilizcesi ile bize yardımcı olmuştu, giderken de Türkçe görüşürüz diyince tatlı bir gülümseme oldu suratlarımız da Saitle.

 Otobüs ile metroya oradan da Budapeşte’nin peşte tarafında olan blaha Lujza Ter Metrosunda inerek arkadaşlarımızı beklemeye koyulduk ama karnımız acıkmıştı. Arkadaşlarımız gelene kadar karnımızı doyuralım dedik bir yer ararken her yerde olan

 

BudapeşteMacaristan‘ın başkentidir. Aslında Tuna nehrinin iki yakasındaki Budin ve Peşte‘nin 17 Kasım 1873 yılında birleşmesiyle oluşmuş şehirdir.

Macaristan‘ın politik, kültürel, ticari, endüstri ve ihracat merkezidir. Berlin’den sonra Orta Avrupa’nın en büyük ikinci şehri olup, Macaristan nüfusunun beşte biri, 2003 yılı sayımına göre 1.719.343 kişi, Budapeşte’de yaşamlarını sürdürmektedir.

Budapeşte coğrafi konumu, tarihî eserleri ve diğer çekicilikleri ile Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biridir. Şehir Tuna’nın batı (sağ) yakasında Buda (Budin) ve doğu (sol) yakasında Peşte şeklinde iki bölüme ayrılmıştır. Tuna’nın batı kıyısında Buda kalesinin çevresindeki görece engebeli bölgede tarihî semtler uzanır. Şehrin iş hayatının merkezi ve kalabalık semtleri ise Tuna’nın doğusundaki ovaya açılan düzlüktedir.

 

 Türk dönercisi bulduk, avrupada genelde 2. Eviniz gibi oluyor bu dönerciler. 🙂 Vakit kaybetmeden girdik döner ve ayran siparişi verdik bir güzel karnımızı doyurduk 950 macar forinti gibi bir ücret ödedik toplamda.

 Evinde kalacağımız arkadaşlar telefon açtıktan sonra dönerciden çıkarak onlarla buluştuk, o yorgunlukla çok yürüyeceğimizi düşünürken 3 dakika bile sürmemişti gideceğimiz yer, eve girdik kalacağımız odayı gösterdiler, evi de  gösterdikten sonra işlerinin olduğu siz dinlenin dedikten sonra duş, istirahat vs derken akşam oldu.

 

blog yazısı fotograf ev

  Kaldığımız Evden

Biraz dinlendikten sonra bizi ağırlayan kız arkadaşlarımızın yanına gittik. Bir kafede oturuyorlardı bira içtip sohbet ettikten sonra  Ceren ve Eliza’nın yanından ayrıldık biraz şehiri turlamamız gerekiyordu artık.. Arkadaşlarımızı tanıtmak gerekirse Türk aşığı Polonyadan Eliza ve soyadı benimle aynı olan hâlâ konuştuğum canım arkadaşım Ceren. 🙂 (Blogumda yarışmaya katılan 2 gencin hikayesi tadında oldu.) 🙂

Bu arkadaşlar budapeştede bir Sivil Toplum Kuruluşunda gönüllü olarak madde bağımlısı arkadaşlar ile çalışıyorlar, maddi bağımlılığını azaltmış yaşamını düzene sokmuş ama hâlâ arada kullanan gençler ile de aynı evde kalıyorlar.

Macarcada Türkçeden gelen çok sayıda kelime yer almaktadır. Bunlardan bazıları anya (ana-anne), atya (ata-baba), szakáll (sakal), papucs (terlik), alma (elma), bajusz (bıyık), zseb (cep), kicsi (küçük), tepsi (tepsi), kurultaj (kurultay) gibi kelimelerdir.

 

Artık turumuz başlaaaaaasın!

Günün sıcaklığından ve çantalardan kurtulmuşuz, duşumuzu almışız rahat rahat geziyoruz.  Avrupanın genelinde olduğu gibi harika bir mimarinin olduğunu söyleyebiliriz gerçekten büyüleci..

Budapeste Blog fotograf 3

 

Tuna Nehri ve Gallert Tepesi

Hava kararmak üzereydi bu saatte en güzel yerin Gellert Tepesinden olacağını söylediler, Tepeye geçebilmek için Elizabeth köprüsünden geçiyorsunuz. Bu köprü

Macarca  Erzsebet Hid diye yazılıyor. 1897-1903 yılları arasında yapılmış. Tamamlandığında, dünyanın en uzun asma köprüsü imiş. Adını imparator Franz Joseph’in eşi Macaristan’ın Kraliçesi Elizabeth’den almış II. Dünya savaşında, diğer köprüler gibi yıkılmış ve 1964 yılında yeniden inşa edilmiş.

Köprüden devam ederek gellert tepesine çıktık baya yüksek olan bu tepe budapeşteyi tamamen görebileceğiniz ve özellikle akşamüstü harika manzaranın olduğu bir yer, kesinlikle budapeşteye gittiğinizde uğramanız gereken yerlerden birtanesi.  Tepe adını bir rivayete göre Hıristiyanlığı kabul etmek istemeyen paganların Piskopos Gellért’i bir varil içerisinde tepeden yuvarlayıp öldürmesinden ötürü almış.

blog yazısı budapeste 4

Elizabeth Köprüsü ve Gallert Tepesinden Budapeşte Manzarası

Gallert tepesinden indikten sonra sol taraftan Margaret adasına doğru tuna nehri boyunca inanılmaz bir yürüyüş yolu var.. Tramvay, bisiklet yolu, yürüyüş yolu ve bir alt tarafta da araç yolu mevcut.. Hayranlığımızı ve Budapeşte de yaşama hayallerimizi esirgeyemediğimiz bir yürüştü keyifli ve heyecanlı..

 

blog yazısı fotograf 5

Tuna Nehri Buda Tarafı Yürüyüş Yolları

Yolu tamamladıktan sonra Margaret köprüsünden eve doğru devam ettik. Eve geldiğimizde kimse yoktu. Kısa bir süre arkadaşlarımız da geldiler, geldiklerinde içmişlerdi Eliza ve Letonyalı diğer gönüllü arkadaş hadiyin içmeye gidelim tekrar diyince yorgunluğumuzu unutup Margaret adasına gittik yoldan içkilerimizi de alarak adada bulunan bir iskelede uzanarak biralarımızı yudumlayıp kafa dinleyip yıldızları seyrettik keyifliydi ve uyuma vakti gelmişti 1-2 saat oturduktan sonra evin yolunu tuttuk..

 

02.08.2013

Budapeştedeki 2. Günümüzde yorgunluktan dolayı saat 11 gibi kalktık ilk işimiz karnımızı doyurmak oldu. Bir şeyler atıştırdıktan sonra gece gittiğimiz de çokta bir şey göremediğimiz Margaret adasıydı. Tunanın Ortasında büyük bir ada içinde Hayvanat bahçesinden, otel, yüzme havuzlarına kadar binbir eğlence alanı mevcut..

Margaret Adası (MacarcaMargit-sziget Budapeşte Macaristan‘da yer alan bir ada. Tuna nehrinin ortasında yer alan ada, parkları ve tarihi yapıları ile dikkat çeker. Adanın uzunluğu 2,5 kilometre genişliği ise 500 metredir. iki ayrı köprü ile Budapeşte’ye bağlanır. Ada şehir merkezine yaklaşık 15 dakika uzaklıktadır. Margaret adası ismini Macar kralı IV.Béla’nın kızı Margaret’ten alır. Savaş döneminde kızını tehlikelerden korumak isteyen kral adayı onun için bir yaşam alanına dönüştürmüştür. IV.Bela‘nın kızı Margaret bu adada bir manastırda yaşamış burada din ve fen eğitimleri almıştır.

12. yüzyılda Aziz John şövalyeleri buraya yerleşmiş ve bugün hala varlığını devam ettiren birçok önemli yapı o dönemde inşa edilmiştir. Çoğunlukla kilise ve manastırları dikkat çeken ada uzunca bir dönem kraliyet ailelerine hizmet vermiştir.

margaret adası

 Margaret Adasından

Sıcak aylarda giderseniz o sıcaklarda bile koşanları, su sporlarını tuna nehrinde öğrenen genç arkadaşları göreceksiniz. Bizde birazcık tadını çıkartmak için bir gece önce ki iskeleye giderek ayakkabılarımızı çıkartarak birazcık serinlemeye çalıştık..

Kısa bir oturmadan sonra adayı turlayarak Buda kalesine doğru yol aldık.. Gellert tepesinden olduğu gibi Margaret köprüsünden de buda kalesi ve Meclis binası harika duruyor.

budapest meclis binası

Meclis Binası

Macaristan Parlamento Binası (Orszaghaz)

Mimarlık Stili: Gotik
Bulunduğu Yer: Budapeşte, Macaristan
İnşaat Tarihleri: 1885 – 1904
Mimar: Imre Steindl  Macaristan Parlamento Binası, Avrupa’nın en eski idari yapılarından birisini oluşturuyor. Macaristan’ın en büyük yapısı ünvanına sahip bu parlamento binası Romanya’dan sonra Avrupa’nın da en büyük ikinci ulusal Parlamento Binası.1873 yılında üç ayrı şehirin birleştirilmesiyle oluşturalan Budapeşte’de 1880 yılında Macarları temsil edecek ulusal bir parlamento binasının inşa edilmesine karar verildi. Açılan yarışmayı Imre Steindl kazanmasına rağmen, katılımcı iki mimarın tasarımı da Etnoğrafya Müzesi ve Tarım Bakanlığı binaları olarak inşa edildi.Yapının inşaatına 1885 yılında başlandı. Parlamento her ne kadar Macar Krallığı’nın kurulmasının 1.000 yılı vesilesiyle 1896 yılında resmen açıldıysa da, binanın tamamlanması 1904 yılına kadar sürdü.Tıpkı Westminster Sarayı gibi Gotik Stilde inşa edilen bu yapı simetrik dış cephelere ve merkezi bir kubbeye sahip. 268 metre uzunluğunda ve 123 metre genişliğinde olan bu yapıda 10 iç avlu, 13 asansör, 27 giriş kapısı, 29 merdiven, 691 oda (200 adeti ofis olmak üzere) yer almakta. 96 metre yükseklik ile Macaristan Parlamento Binası Budapeşte’nin en yüksek ikinci yapısı ünvanına sahip.

Ara bir sokakta manav bularak meyve ve sıvı ihtiyacımızı karşılayacak bir şeyler aldık,  ara sokaklardan ve merdivenlerden çıkarak ilk olarak balıkçı tabyası ile karşılaştık ve inanılmaz bir kalabalık vardı.

ve sonunda ‘’buda kalesine’’ gelmiştik. Tuna’nın batı kıyısında Buda kalesinin çevresindeki görece engebeli bölgede tarihî semtler uzanır. Buda kalesinin etrafındaki hemen hemen bütün sokakları gezmenizi önerebilirim gerçekten harika sokakları var, çiçeklerle düzenlenmiş, taşlı sokaklar, birbirinden şirin araçlar, güzel güzel posta kutuları o kadar güzel bir hava katmış ki..

Buda kalesinin etrafında; 

Balıkçı Tabyası Görsellik amaçlı olarak Matyas Kilisesinin önünde boy gösteren bu anıt 1895’te balıkçılar loncası için yapılmış. Kilise ile aralarında Hristiyanlığı Macaristan’ın dini olarak benimseyen Aziz Istvan’ın at üzerinde heykeli bulunmakta. Kilisenin biraz daha batısında 18 yydaki veba salgınından kurtulmanın anısına bir heykel dikilmiş.

 Mathias Kilisesi  Kale bölgesi içinde kalan Eski Buda ‘da yer alır. Avrupa’nın önemli kiliselerinde olduğu gibi farklı kısımları farklı dönemlere aittir. Kulesinin ortaçağ’dan kalma olduğu söyleniyor. 15. Yüzyılda yeniden inşa edilen bu görkemli katedral Osmanlı döneminde camii olarak faaliyet göstermiş.

 Macar Ulusal Galerisi: www.mng.hu Kraliyet Sarayı içinde, tarihi değere sahip Macar sanatı örnekleri sergilenmekte. Ortaçağdan kalan dini motifler, ahşap ikonlar, altar panoları, Rönesans, Barok, 19. yy, 20. yy gibi farklı dönemlere ait farklı temalardan yağlıboya tablolar müzenin değerleri. 

budapeşte gezisi 6

Balıkçı Tabyası &  Mathias Kilisesi 

blog yazısı buda tarafı

 

Buda kalesi sokakları, evleri, arabaları..

Kalenin yanında aşağı Zincirli köprüye inebilmek için  alternatif olarak Füniküler var fakat fiyat konusunda pahalı olabilir o yüzden yürüyerek aşağı inmek bizim işimiz. 🙂

Aşağı indikten sonra Széchenyi zincirli köprüsü’nden peşt tarafına geçtik yorucu bir gün olmuştu artık eve gitme vaktiydi yavaş yavaş geze geze eve giderek eşyalarımızı toparlamaya başladık uzun bir yolculuk bizi bekliyordu sabaha.. Budapeşte bu kadar değil tabi ki ama biz anca bu kadarını gezebilmiştik.

Zincirli Köprü  (Szechenyi):  Kentin ilk köprüsü.(1839-1949) İkinci dünya savaşından nasibini almış ama savaş sonrasında onarılıp 100. yıldönümünde yeniden kullanıma açılmış. İki başında da her bir ayağın üzerinde aslan heykelleri var.

 
Zincirli Köprü   (Szechenyi
 
                                                                                                   Zincirli Köprü  (Szechenyi)

Yazım biraz uzun olduğu için kusura bakmayın umarım yaşayarak ve keyif alarak okumuşsunuzdur. Bana destek olmak isterseniz yazımı paylaşabilir, şikayet veya önerileriniz için iletişime geçebilirsiniz.

Sırada bratislava, viyana ve prag yazılarım var..

GEZMEK DOĞAMIZDA VAR!

Sosyal Medya: www.facebook.com/dogancancetinn

Twitter: https://twitter.com/DogancanCetin